Üç Meselemiz Var: Hep, Hiç, Eh

Hiç teker teker gelmişler miydi sanki meseleler! Biz meselelerimizi üçlü üçlü derleyeduruyoruz ancak.

Anlama güçlüğünü aştıkça, aşmak için çabaladıkça öğreniyoruz bilgiyi. Öğrenmekten ve bilmekten önce bir aşama var farketmiş olmalısınız: Sezgi. Bir anlama güçlüğü varlığına muttali olmaktır, o güçlüğü farketmektir sezgi zira. Bir kaydiye azmiyle kafa yorunca farklar ve benzeşimler bizi iktidarına itaat ettiriyor ve şahitliklerimizi icadettiğimiz bir sınıflama ağacına dercediyoruz.

Bi’tek insandır yemeğini yanında hazır ederek yaşayan canlı. Diğerleri ya yemeklerinin içinde yaşıyorlar balıklar gibi ya yemeklerinin üstünde yaşıyorlar asalaklar ve nebat gibi. Yahut yemeğinin peşinde giderek yaşıyorlar pençeliler yahut muhtelif tırnaklılar gibi.

Teknik – Medeniyet – Yabancılaşma diye üçlemişti İsmet Özel. Ben ilkin “şimdi, burada, hazır” diye üçlemiştim meselelerimizi. Ve “mahal üçlemesi: mekan, şehir, insan” ile “enformasyonizm üçlemesi: enformativite, konnektivite, komünitivite” kitaplarını yazarken şimdi-burada-hazır iştahlanmasını tefsir etmeye çalıştıydım. Ama daha beterdir ahvalimiz. Ya hepçiyiz ya hiççiyiz ya eh diyoruz ne yapıyor yahut yapmıyorsak büsbütün.

Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma üçlüsü meselelerimiz ve onların yenisi

Şimdi, burada, hazır

Kopernik’iniz asumanı, Darwin’iniz canı, Freud’unuz ruhu, Maxwell’iniz cevheri bi’dümene uydurdular Wiener’iniz de o yolda iletişimin canına okudu: ha hayvan ha makine ikisinde de aynı hesap diyor hazret. Maxwell’inizin quantum’u Wiener’inizin cybernetic’i enformasyonun tahrifinden hadis dijitalizm yahut enformasyonizm değil mi sizin bütün hem vaadiniz hem silahınız?

İnsan yemeğini hazır eden canlıdır. Karıncalar ve arılar falan da öyle diyenler karıncalarla herhangi emsalliklerini bir hikmete ref etmek istiyorlarsa etsinler. Bir fevake ve fazıla nasip olmayacak onlara, lakin her ahmağa bir ninni lazım.

Yani şimdiye, buradaya, hazıra dair nehiceler insanın dünyadaki ömrünün başından beri cari. Şu çağdaki cereyanı ilk çağlarımızdaki gibi değil ama. Şu çağda insan ha köpek gibi yemeğine gidiyor ama iş yapıyormuş sanıyor kendini, ha balık gibi yemeğinin içinde yaşıyor ama şehirlerimiz göl yahut deniz, ırmak mesabesinde, ha nebatlar gibi böcekler gibi yemeğinin üstünde yaşıyor ama sosyal çevresini idrak ediyor güya. Bu zanlara kapılmaktansa ilk çağlarımızda izzetle yaşadığımız zannına dayanmayı tercih ediyorum.

Aslın Anlamı… Aslolandaki Anlam, Anlamdaki Asıl

Nihayet bütün soruşturmalarımız bir insan yapısı şey. Bu soruşturmalarım suskunluğa odaklanmak zor diye mi yani! Ve toplumdan ayrı olmanın ağırlığını kendi sesimi duyarak mı hafifletiyorum? Reddiyelerimle bir nöbet ifa ediyorum ya, o terkedileni geri getirebilirmişim gibi. Benim soruşturmalarım da böyle bir insan yapısı. Tercihlerimiz, tahminlerimiz, kararlarımız hepsi insan yapısı. Sormayışımız, red, inkar, ihtimal vermemek, karar almamak, yapmamak bunlar da insan yapısı. Yapılarımız bizim ama yapışımızın ve yapabilişimizin sadrı bizim değil. Ben yapıyorum ama ben yapmadım. İzzet de zillet de insan yapısı değil. İnsan yapısında var onlar, yapışında var. Yapışık ona. Ama baştan itibaren yapışık değil. İkisi aynı sıra yapışmadı zira. Ya o ya bu yapıştı. Bu mevhibeye idrak, irad veriştiremiyor insan. Çoğunluk veriştiremedi. Ve zilleti yarıştıragidiyor, öyle geliduranlar da var. İzzeti yeriştiregelen de oldu aynı zaman.

Fakat bugün herkes zilletperes, zilletşinas, zilletgede. Bu arada izzetefzaya rastgeldinse gör ki ölesin. Bu cendereye akıl ermiyor, kezalik cemadatı cendere addetmeyip, aklı nasıl erdirebilmekte peki bugün insan? Bir yer hem çöl hem göl olmaz a zahir. Hem tepe hem düz olmaz, hem derin hem sığ olmaz hem öyle hem böyle aynı hep şunlar gibi olmazlara akıl eriyor ve her yeri bir emsal olmadıkları için yadırgamaya bağlanmıyorsa niye insan insanı yadırgıyor bir öyledirler bir böyledirler diye! Herkesi izzetli yapmadı diye izzetin halikını kınayacak değiliz. Zilleti yaptı diye herkesi zelil yapan da odur diye zilletin halikını kınayacak değiliz yine. İnsan yapısı olanlar yüzünden insan yapasığı takbih etmeyeceğiz a hafazanallah.

İnsanın insan hakkında yetkin uzmanlık bilgisine sahip olması, insanın izzetle, sebatla, dirayetle kalmak istemeyişinin önüne geçmeye yeter mi? Yetmez. Çünkü bir insan kendi insanlığından utanmasını uyutmak adına herkesin zillete müşterek olduğuna kanma öğünü yemeğe bi’başladı mı artık “insanlık hakkındaki bilgisi”nden terbiye istinbat etmek yerine o bilgiyi istismar daha bi’lezzet artırıcı gelecektir. Başka türlü düşünmek bir kısmımızı ucuz mal ve kendimizi asil, ari bir seçilmiş addetmemize yol açıyor. Ya hepimiz zilletteyiz ya hiçbirimiz kalmayacağız. Eh birinden birini seçelim bari diyenlerin hangisini seçeceği malum.